|
KADIKÖY FUTBOL KULÜBÜ Kuruluşu
Ama
yine de, aradan geçen birkaç yıl içinde aynı
gençlerin bir bölümü, aralarına yeni
katılanlarla beraber Kurbağalıdere Köprüsü’nün
hemen yakınındaki (şimdiki stadyumun karsısında)
Hurşit Ağa’nın kahvehanesinde muntazaman
toplanıyor ve 1901 yılında da, bu kez isim de
değiştirerek Kadıköy Futbol Kulübü ismindeki bir yeni takımı daha kurabilmenin
çalışmalarını yapıyorlardı. Konu ile ilgili
ayrıntılı bilgiye, yaşadığı yakın tarihi,
yazılarında bütün ayrıntıları ile canlandıran
üstad Sermet Muhtar Alus’un, 1951 senesinde
Tarih Hazinesi Mecmuası’na yazdığı “Kadıköyü’nde
İlk Futbol” isimli makalesinde rastlıyoruz ;
(Aslı gibidir) : “ Zamanın musiki
üstadı Sine Kemani Nuri Bey’in anlatışına
bakılırsa, futbola meraklı ilk Türk gençleri bir
kulüp kurmağa, daha bir derli toplu birleşmeye
karar vermişler. Çok geçmeden arzularını yerine
getirmiş, elbiseyi de seçmişler; gömleğin göksü,
yakası, kol kapakları beyaz, öbür tarafları
kırmızı, pantolon keza beyaz. Kuşdili Papazın
çayırlarında kendi aralarında maçlara
girişmişler. Moda’daki İngilizlerden, Rumlardan
mürekkep (oluşan) takımın derecesine erişmek,
onları yenmek baş emelleri(en büyük arzuları).
Eski cimnastikçi ve idmancılardan Sine Kemani
Bay Nuri’nin rivayetine göre, ilk oynayanları
sayalım: Kendisi(Nuri Bey), Emced Bey, Mehmet
Ali ve kardeşi Neşet Beyler, Reşat Danyal Bey,
Hafız Mustafa, Topçu zabiti Cevdet Bey, Eşref
Bey, Hüsnü Paşa zade Bahriyeli Fuat Bey,
Mekteb-i Sultani’li Daniş, Tahsin (Şair Tahsin
Nahit) Bey, Sarı Şevki.
Haftalık Malumat Mecmuası sahibi Baba
Tahir’in yevmi (günlük) Fransızca Servet
Gazetesi, bu maçlara dair teşvik yollu bir yazı
neşretmiş. Fırsatı kaçırmayan namlı
hafiyyelerden (gizli görevli polis) biri, Sultan
Hamid’e hemen jurnali(haberi) uçurmuş: “ Kadıköy
gençleri, Veliahd- i Saltanat Reşat Efendi
(Sultan Reşat)’nin himayesinde (korumasında) bir
cemiyet teşkil eylemişlerdir (oluşturmuşlardır).
Beray-i ubudiyet (kulunuz olarak), nazar-ı
dikkat-i hümayunlarınızı celp ederim
(padişahımın dikkatlerini çekerim). Ferman.”
Ve tabii ki, yine rejim ve futbolun haram
sayılması nedeniyle dini baskılı, ancak daha
sıkı hafiye baskısı sonucunda da zaptiye
teşkilatının baskınıyla bu girişimler de yine
engelleniyor ve Kadıköy’lü gençler bir kez daha
dağıtılıyordu. Ne hazin bir kaderdir ki,
Olimpiyatların Atina’daki açılış gününe
rastlayan 6 Nisan 1896 tarihinde Tatavla
(Kurtuluş)’da bir gurup Rum vatandaşımızın
teşebbüsüyle “Tatavla - Heraklis Jimnastik
Kulübü” şaşalı bir biçimde tabii ki de
kurulurken(*6), ondan iki yıl sonra tamamen Türk
gençlerinden oluşarak kurulmaya çalışılan “Kadıköy Futbol Kulübü” mevcut rejim
nedeniyle hemen kapatılıyor, kurucuları ise
sürgün edilmekten zor kurtuluyordu. Bu durum
Türk sporunun kulüpler yolundaki gelişimini en
az 5 yıl geciktirecek ve yurdumuzda futbol
ağırlıklı sporun temeli de, yabancı egemenliği
ve anlayışı ile atılacaktı (* 7).
İşte İstanbul’da, hem Pera yakasında hem de
Kadıköy yakasında oturan ecnebi (levanten) ve
gayrimüslim vatandaşlarımızın, törenlerle
kurdukları ilk kulüplerinin yaşama hakkını elde
etmelerine karşın, yine kalpleri spor aşkı ile
çarpan Kadıköy’lü Türk gençlerimiz tarafından
girişilen her iki cesurane teşebbüsün
gerçekleşememesi, onların içindeki bu ateşi
söndürmüyor, aksine, Kadıköy’de bir futbol
kulübü kurmalarına hiçbir kuvvetin engel
olamayacağı gerçeği ile, daha henüz ismi bile
belli olmayan ve fakat ki Kadıköy’ün bağrından
çıkacak ve gelecekte milyonlarca taraftara sahip
olacak bir kulübü kurmaları için, sadece sayılı
yılların kaldığını da sanki artık iyiden iyiye
hissediyorlardı.
Kadıköy’de Kuruluşu Bekleyiş
; Güneş, 1900’lerle henüz tanışmış.
İstanbul’un her semti aynı sıcaklıkta aynı
cömertlikte aydınlanırken, Kadıköy yakasında
gökyüzü hep puslu, sanki her dem kapalı gibi.
Kuşdili Çayırı mahzun, Papazın Çayırı solgun
gibi. Fenerbahçesi’nde bahçeler çiçeksiz,
köşklerinde kanaryalar suskun, güllerle
bülbülleri küs gibi... Zira, içleri spor aşkı
ile yanan Türk gençlerinin Kadıköy’de kulüp
kurma istekleri “saray”ca iki kez engellenmiş,
levanten ve gayrimüslim vatandaşlarımızın aynı
isteklerine aynı saraydan izin çıkarken,
Kadıköylü gençlerimiz sarayın rejimine karşı iki
kez yenilmiş gibi. İşte bu nedenledir ki, gayri
tüm Kadıköy halkı suskun, biraz da yaralı,
Kalamış’ta esen rüzgar bir mahzun,
Fenerbahçesi’nde çakan “Beyaz Fener” bir mahzun
gibi. İşte bu nedenledir ki ; galip, sanki bu
yolda mağlup gibi...
Ve de deniz üzerinde İstanbul’un silüeti,
karşı uzaklardan perde perde sahile akarken, “ışıksız FENER, çiçeksiz BAHÇE ” misali
biçare yarımada, mahzun bir eda ile karşı
sahilindeki sarayın ufuklarına doğru bakıp bakıp
kuruluş izninin çıkması hayali içinde “ Bu
memlekette bir gün sabah olursa Haluk. ” mısralarını yüreği yaralı fakat gönlü ümitle
dolu bir şekilde sanki okur da, devlet
kapusundan da medet bekler gibi...
| Fenerbahce.org.tr'den Alıntıdır |
Devamı> |
|